Operasyonel riske esas tutar nasıl hesaplanır ?

ganka

Global Mod
Global Mod
Katılım
10 Nis 2021
Mesajlar
8,059
Puanları
1
Konum
Ankara
Web sitesi
arkadasinigetir.com
Operasyonel Riske Esas Tutar Nedir? Önce Bir Kahve Koyup Riski Konuşalım

Bir sabah ofise geldiniz, bilgisayarınızı açtınız ve sistem size şöyle dedi: “Bugün biraz çalışmak istemiyorum, ben bir kahve molasındayım.” İşte tam o anda operasyonel risk kapıyı çalmış olabilir. Tabii bilgisayarın gerçekten kahve içmeye gitme ihtimali düşük ama finans dünyasında küçük görünen aksaklıklar bazen büyük maliyetlere dönüşebilir.

Bir bankanın sistem hatası yaşaması, bir çalışanın yanlış işlem yapması, güvenlik açığı nedeniyle veri kaybı oluşması ya da bir sürecin düzgün tasarlanmaması… Bunların hepsi operasyonel risk dünyasının içinde yer alır.

Peki bu riskleri ölçmek mümkün mü? “Bir gün işler ters giderse ne kadar sermaye ayırmalıyız?” sorusunun cevabı işte operasyonel riske esas tutar hesaplamasıyla bulunmaya çalışılır.

İlk duyduğumuzda biraz karmaşık gelen bu kavram aslında şunu söyler:

“Beklenmedik operasyonel sorunlara karşı cebimizde ne kadar güvenlik yastığı bulundurmalıyız?”

Bankacılık mevzuatında operasyonel riske esas tutar, operasyonel risk nedeniyle karşılaşılabilecek kayıplara karşı sermaye yeterliliği hesabında dikkate alınan önemli bir büyüklüktür. Hesaplama yöntemleri arasında Temel Gösterge Yöntemi, Standart Yöntem ve belirli şartlara bağlı ileri yaklaşımlar bulunur. LEXPERA+1

Operasyonel Risk Sadece “Hata Yapmak” Değildir

Bazı kişiler operasyonel riski sadece çalışan hatası olarak düşünür. Mesela Ahmet Bey’in yanlış hesaba para göndermesi ya da Ayşe Hanım’ın sisteme yanlış veri girmesi gibi…

Ama konu bundan çok daha geniştir.

Operasyonel riskin kaynaklarını birkaç başlıkta düşünebiliriz:

- İnsan kaynaklı hatalar

- Bilgi teknolojileri sorunları

- İç süreçlerdeki eksiklikler

- Dış olaylar

- Dolandırıcılık ve güvenlik problemleri

Örneğin bir bankanın mobil uygulaması üç saat boyunca çalışmazsa müşteri memnuniyeti düşer, işlem hacmi etkilenir ve itibar kaybı yaşanabilir.

Burada ilginç olan nokta şudur: Risk bazen büyük bir deprem gibi görünür, bazen de masanın üzerindeki küçük bir kağıt parçası gibi başlar.

Bir finans uzmanının güzel bir sözü vardır:

“Büyük krizler çoğu zaman küçük ihmallerin büyümüş halidir.”

Aslında operasyonel risk yönetimi biraz da gelecekteki “keşke” kelimesini azaltma sanatıdır.

Temel Gösterge Yöntemi: Hesabın En Bilinen Yolu

Operasyonel riske esas tutarın hesaplanmasında en temel yöntemlerden biri Temel Gösterge Yöntemidir.

Bu yöntemde mantık oldukça nettir:

Bankanın son üç yıllık brüt gelirleri dikkate alınır. Bu gelirlerin yüzde 15’i alınır ve çıkan ortalama değer 12,5 katsayısıyla çarpılır. LEXPERA+1

Formül mantığı şöyle gösterilebilir:

Operasyonel Riske Esas Tutar = Ortalama Brüt Gelir x %15 x 12,5

Örneğin hayali bir banka düşünelim:

2023 brüt gelir: 1 milyar TL

2024 brüt gelir: 1,2 milyar TL

2025 brüt gelir: 1,5 milyar TL

Ortalama:

(1 + 1,2 + 1,5) / 3 = 1,23 milyar TL

Sermaye yükümlülüğü:

1,23 milyar x %15 = 184,5 milyon TL

Operasyonel riske esas tutar:

184,5 milyon x 12,5 = yaklaşık 2,3 milyar TL

Yani banka, operasyonel riskler için sermaye yeterliliği hesabında yaklaşık bu büyüklüğü dikkate alır.

Burada küçük bir ayrıntı önemlidir: Gelirlerin hesaplamaya dahil edilmesi mevzuatta belirlenen esaslara göre yapılır. Her gelir kalemi doğrudan hesaba eklenmez; bazı kalemler çıkarılabilir veya özel kurallara tabi olabilir. LEXPERA

Standart Yöntem: Daha Detaylı Bir Risk Haritası

Temel gösterge yöntemi biraz “genel sağlık kontrolü” gibidir. Ancak büyük ve karmaşık finans kuruluşlarında daha ayrıntılı analiz gerekir.

Standart yöntemde banka faaliyet alanlarına ayrılır. Örneğin:

- Kurumsal finansman

- Alım satım faaliyetleri

- Perakende bankacılık

- Ticari bankacılık

- Ödeme hizmetleri gibi alanlar

Her faaliyet alanının farklı risk katsayıları bulunabilir. Daha sonra ilgili faaliyet kolunun brüt geliri belirlenen oranlarla çarpılır ve sermaye yükümlülüğü hesaplanır. LEXPERA

Bu yaklaşım biraz restoran menüsündeki fiyat analizine benzer.

Bir restoran sahibi sadece “aylık toplam satışım şu kadar” diyebilir. Bu temel bakıştır.

Ama detaylı analiz yapan biri:

“Tatlı bölümü ne kazandırıyor? Kahveler ne kadar riskli? Paket servis neden zarar ediyor?”

diye sorar.

Standart yöntem de bankaya benzer sorular sorar:

“Hangi faaliyet alanı daha fazla operasyonel risk taşıyor?”

Erkeklerin ve Kadınların Risk Yaklaşımlarını Anlamak: Kalıplardan Uzak Bir Bakış

Risk yönetimi konuşulunca bazen insan davranışları da gündeme gelir.

Örneğin bir ekip toplantısında farklı karakterlerin olaylara farklı yaklaşması oldukça doğaldır.

Mehmet Bey finansal analiz uzmanıdır. Bir sistem problemi çıktığında ilk yaptığı şey tablo hazırlamaktır:

“Kaç işlem etkilendi? Maliyet ne kadar? Tekrar yaşanmaması için hangi kontrol mekanizmasını kurmalıyız?”

Onun yaklaşımı çözüm ve strateji üzerine kuruludur.

Elif Hanım ise operasyon ekibindedir. Aynı olayda ilk düşündüğü şey şudur:

“Müşteriler bunu nasıl yaşadı? Çalışanlar bu süreçte ne hissetti? İletişimi nasıl daha doğru kurabiliriz?”

Onun yaklaşımı insan ilişkileri ve iletişim boyutuna odaklanır.

Burada mesele erkekler şöyledir, kadınlar böyledir demek değildir. Çünkü gerçek hayatta Mehmet gibi iletişim odaklı erkek yöneticiler de vardır, Elif gibi güçlü analiz yapan kadın yöneticiler de vardır.

Başarılı risk yönetimi zaten bu iki bakışın birleşiminden doğar.

Sadece rakamlara bakarsanız insan faktörünü kaçırabilirsiniz.

Sadece insan hikayelerine bakarsanız finansal etkileri ölçmekte zorlanabilirsiniz.

İyi bir risk ekibi hem hesap makinesini hem de insan davranışlarını anlamalıdır.

Komik Ama Gerçek: Operasyonel Risk Günlük Hayatta Nerede Saklanır?

Bir şirkette çalışanların sık yaptığı bir hata vardır:

“Bu küçük bir problem, sonra düzeltiriz.”

İşte operasyonel risk bazen tam burada gizlenir.

Mesela:

- Şifrelerin ortak kullanılması

- Yedekleme yapılmaması

- Yetki kontrollerinin zayıf olması

- Prosedürlerin güncellenmemesi

Bunlar ilk bakışta küçük görünür.

Ama küçük bir kar topunun yokuş aşağı yuvarlanması gibi büyüyebilir.

Bir çalışan arkadaşına:

“Şifremi vereyim, sen de giriver.”

dediğinde belki 10 saniye kazanır.

Ama güvenlik açısından yıllarca sürecek bir problem başlatabilir.

Risk yönetiminde bazen en pahalı kelime şudur:

“Bir şey olmaz.”

Operasyonel Riske Esas Tutar Hesaplamak Neden Önemlidir?

Bu hesaplama sadece bir mevzuat zorunluluğu değildir.

Asıl amaç kurumun dayanıklılığını ölçmektir.

Bir banka ya da finans kuruluşu şu sorulara cevap arar:

“Beklenmedik bir sorun çıkarsa ayakta kalabilir miyiz?”

“Müşterilerimizi koruyabilir miyiz?”

“Sistemlerimiz başarısız olduğunda alternatif planımız var mı?”

Operasyonel risk hesaplaması aslında geleceğe hazırlık çalışmasıdır.

Nasıl ki insanlar deprem çantası hazırlarken “kesin deprem olacak” diye düşünmezse, kurumlar da operasyonel risk sermayesi ayırırken “kesin zarar edeceğiz” düşüncesiyle hareket etmez.

Ama hazırlıklı olmak ister.

Son Söz: Riskleri Saymak Yetmez, Anlamak Gerekir

Operasyonel riske esas tutar hesaplaması ilk bakışta sadece matematiksel bir işlem gibi görünebilir.

Ancak arkasında çok daha büyük bir fikir vardır:

Bir kurumun başarısı yalnızca ne kadar kazandığıyla değil, sorun çıktığında ne kadar güçlü durabildiğiyle de ölçülür.

Rakamlar bize riskin boyutunu gösterir.

İnsanlar ise o riskin neden ortaya çıktığını anlatır.

Belki de en doğru yaklaşım şudur:

“Formüller bize yolu gösterir, deneyimler ise hangi virajlarda dikkatli olmamız gerektiğini öğretir.”

Çünkü finans dünyasında bazen en büyük risk, riski hesaplamamaktır.
 
Üst